İnsanlık tarihinin ilk ateş başı ritüellerinden modern endüstrinin devasa üretim bantlarına kadar, insanın gıdayla kurduğu o kadim ilişkinin ontolojik merkez üssü büyük oranda ‘mutfak’ olagelmiştir. Öyle ki bu kavram, fiziksel bir mekân olmanın sınırlarını çoktan aşmış, dişe dokunur her emeğin, sancılı her üretim sürecinin kalbini tarif ederken başvurduğumuz ‘işin mutfağı’ metaforuna dönüşmüştür. Ancak yerleşik aklın zihnindeki mutfak imgesi, çoğunlukla dört duvarla çevrili, sınırları keskin ve statik bir alana hapsolmuştur. Oysa insanlık tarihi salt yerleşiklikten ibaret değildir. Göçebe kültürlerin bitmek bilmeyen deviniminde veya gıda teknolojisinin esamesinin okunmadığı çağlarda, kıtalar aşan orduların devasa iaşe krizlerinde karşımıza bambaşka bir paradigma çıkar: ‘Hareket halindeki mutfak.’
İçeriğe ait içindekiler bölümünün aktarımı devam etmektedir.
Bu kitap aşağıdaki Dijital Hak Yönetimi (DRM) Koşullarıyla belirlenen süre için kullanılabilmektedir: